Minik Dualar Grubu
Sitemize Hoşgeldiniz...

Minik Dualar Grubu

Minik Dualar Grubu Forum Sitesi
 
AnasayfaGaleriTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Dini Hİkayeler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Merve Melek
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 255
Yaş : 23
Nerden : Mardin
Mesleği : öğrenci
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Dini Hİkayeler   Ptsi Ağus. 11, 2008 2:16 pm

Dil Yarası



Babası oğluna bir torba çivi verir ve sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler.Birinci gün çoçuk 37 çivi çakar.Hatallar ilerledikçe çoçuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar.

Daha sonra kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır.Hiç çivi çakmadığı günün sonunda durmunu babasına bildirir

Bu defa baba oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söylerçGünler geçer ve en son çivi söküldüğünde çoçuk yine babasına haber verir.

Babası çoçuğu elinden tutup kapağın yanına götürür ve şunları söyler: “ Bak oğlum çok çalıştın,fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir kapak.Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar.Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur.Bir vazo kırıldığında tekrar parçalarını birleştirip,onarabilirsin.Fakat ne yaparsın o vazo hiçbir zaman ilk haline benzemeyecektir..”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ashame
Admin
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 93
Yaş : 40
Nerden : Ankara
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Ptsi Ağus. 11, 2008 9:09 pm

Teşekkürler Mervişim ellerin dert görmesin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Merve Melek
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 255
Yaş : 23
Nerden : Mardin
Mesleği : öğrenci
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Salı Ağus. 12, 2008 9:24 pm

rica edrim beğendğine sevindim abi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Merve Melek
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 255
Yaş : 23
Nerden : Mardin
Mesleği : öğrenci
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Çarş. Ağus. 13, 2008 7:29 pm

Tevbe

Fakih anlatıyor:
-Rahmetlik babam (senedi saydıktan sonra) Hz. Ali b. Ebî Talib (r.a.) şöyle dediğini anlattı:
-Resûlüllah (s.a.v), müslümanlar arasında kardeşlik bağı kurdu. Bu çeşitten olmak üzere , Said b. Abdullah ile Sa'lebe Ensarî arasında bir kardeşlik bağı kurdu.
Bu sırada , Resûlüllah(s.a.v.) , Tebük gazasına çıkmıştı.
Said b. Abdullah gaza niyeti ile yola çıktı. Yerine kardeşi Sa'lebe'yi çoluk çocuğunun işi için vekîl bıraktı. Sa'lebe odun taşıyor; su getiriyor. Bütün bunları yaparken , sevabını Allahu Tealadan diliyordu. Bir gün dönüşünde eve girdi. İçeri girince ona iblis geldi:
- Şu perdenin arkasına bak, deyince , Sa'lebe, perdeyi kaldırdı ve kardeşinin güzel hanımını gördü. Dayanamadı; yanına girdi onu okşadı.
Kadın şöyle dedi:
- Ey Sa'lebe! Allah yolundaki kardeşinin bizim için sana bıraktığı hakkı koruyamadın.
Bunun üzerine Sa'lebe :
- Eyvah, mahvoldum! Diye bağırıp yola düştü. Bir dağa çıktı.
Yüksek sesle şöyle yalvarıyordu:
- İlahi Sen Sen'sin: ben de benim. Sen mağfiretle karşılayansın. Ben ise, günahlarla, hatalarla huzuruna geldim...
Resûlüllah (s.a.v.) gazadan döndükleri zaman, herkes kardeşini karşılamaya geldi. Ama, Said'in kardeşliği gelmedi.
Said evine gitti; hanımına sordu:
- Allah yolunda kardeş olduğumuz Sa'lebe nerede?
Kadın şöyle anlattı:
-O kendini hatalar denizine attı; dağa doğru çıkıp gitti. Said kardeşini aramak üzere yola çıktı; gidip buldu.
Sa'lebe yüzüstü düşmüştü. Başını iki eli arasına almıştı. Yüksek sesle şöyle diyordu:
- Zillet makamım ne kadar düşük! Rabbine âsi olan kimsenin makamı nasılsa öyle...
Said ona şöyle dedi:
- Kalk ey kardeşim, bu gördüğüm hâl nedir?
Sa'lebe şöyle dedi:
- Seninle gelemem. Ancak, şu şekilde gelebilirim: Elimi boynuma bağlamalısın. Zelil bir kul, efendisinin kapısına nasıl götürülürse öyle götürmelisin.
Said onun dediğini yaptı. Sa'lebe'nin Hamsane adında bir kızı vardı. Gelip babasını aldı; Hz. Ömer (r.a)'in kapısına götürdü. Evden içeri girdiler. Sa'lebe , Hz. Ömer(r.a.)'e şöyle dedi:
- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?
Hz. Ömer (r.a.) şöyle dedi:
- Git yanımdan, saçlarından tutup seni ezmek istiyorum. Buradan çık, git; benim yanımda sana yer yok.
Buradan çıkınca , Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in yanına gitti; şöyle dedi:
- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?
Hz. Ebû Bekir (r.a.) şöyle dedi:
-Git buradan ; benide kendi ateşini yakma; Bana göre , senin için hiçbir tevbe yoktur.
Oradan çıktı; Hz. Ali (r.a.)'nin kapısına gitti.
Şöyle dedi:
- Allah yolunda gazaya çıkan kardeşimin hanımına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?
Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:
- Çık git buradan. Bence, senin için bir tevbe yoktur.
Buradan çıkınca, şöyle dedi:
- Ey kardeşim! Ey kızım! bu üç kişi beni ümitsiz bıraktı. Ümidim o ki, Resûlüllah (s.a.v.) beni ümitsiz bırakmaz.
Bunun üzerine kızı, onu Resûlüllah (s.a.v.)'ın yanına götürdü.
Resûlüllah (s.a.v.) onu görür görmez şöyle dedi:
- " Cehennemin zicirlerini ve bukağılarını, bana hatırlattın."
Resûlüllah (s.a.v.)'a şöyle dedi:
- Yâ Nebiyyallah! Allah yolunda gazi kardeşimin karısına dokundum. Benim için tevbe yolu varmı?
Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Çık buradan ; bana göre hiçbir şekilde senin tevben yoktur."
Oradan böyle çıktıktan sonra kızı ona şöyle dedi:
- Ey baba, Muhammed (s.a.v.) ve ashabı senden razı oluncaya kadar; sen benim babam değilsin; ben de senin kızın değilim.
Bunun üzerine Sa'lebe yüksek sesle:
- Yâ Rabbi! Ömer'in kapısına gittim; beni dövmek istedi. Hz. Ebû Bekir'e gittim; beni azarladı, tahkir etti. Hz. Ali'nin yanına gittim; beni kovdu. Peygambere gittim; beni ümitsiz bıraktı.
Ey Mevlam! Benim için sen ne yapmayı istiyorsun. Bu duâma "evet" diyecekmisin? yoksa cevabın "hayır" şeklinde mi olacaktır?
Bunun üzerine semadan bir melek geldi; Resûlüllah (s.a.v.)'a şöyle dedi:
-Allahu Teala soruyor: Halkı sen mi yarattın, yoksa ben mi?
Resûlüllah (s.a.v.), Allahu Teala'yı murad edip, şu cevabı verdi:
-"Sen, ey efendim!"
Bunun üzerine melek şöyle dedi:
-Allahu Tealâ şöyle buyuruyor:
-Kuluma müjdele; onu bağışladım.
Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.) ashabına sordu:
- "Sa'lebe'yi kim bana getirecek?"
Hz. Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) kalktılar:
- Biz getiririz, Yâ Resûlallah! Dediler.
Hz. Ali (r.a.) ve Selman (r.a.) da kalktılar:
- Ya Resûlallah! Biz getiririz, dediler.
Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.) ve Selman (r.a.)'a izin verdi.
Sa'lebe'nin yolunu tutup gittiler. Yolda Medine çobanlarından birine rastladılar.
Hz. Ali (r.a.) ona sordu:
- Resûlullah'ın ashabından birini gördünmü?
Çoban şöyle dedi:
- Galiba siz cehennemden kaçan birini arıyorsunuz?
- Evet,i onu arıyoruz. Bizi onun yanına götür, deyince çoban şöyle dedi:
- Gece basınca, şu dereye gelir gider, şu ağacın altına oturur. Sonra Yüksek sesle şöyle der:
- Rabbine âsi olanın makamı ne kadar düşüktür!
Orada beklediler. Gece olunca Sa'lebe geldi; o ağacın altına gidip oturdu. Sonra ağlayarak secdeye kapandı.
Selman onun ağlamasını duyunca, ona doğru yürüdü ve şöyle dedi:
- Yâ Sa'lebe kalk. Âlemlerin Rabbi seni bağışladı.
Bu sesi duyunca sordu:
-Habîbim Muhammed nasıldır?
Allah'ı ve seni seviyor, dediler. Bilâl namaza kalktığı zaman, Sa'lebe'yi mescide getirdiler. Safın son kısmında durdular.
Resûlüllah (s.a.v.) namazda :
- "Çoklukla övünmek sizi oyaladı" (Tekâsür sûresi, âyet:1) âyetini okuduğu zaman, bir bağırırş bağırdı.
- "O kadar ki; kabirleri ziyaret ettiniz" (Tekâsür sûresi, âyet:2) âyetini okuyunca bir daha bağırdı;dünyadan ayrıldı.
Resûlüllah (s.a.v.) namazı bitirince Sa'lebe'nin yanına geldi.
-" Ey Selman, onun üzerine su serp."
Selman:
- Yâ Resûllallah, o dünyadan ayrıldı.
Sonra kızı geldi; Resûlüllah'a şöyle dedi:
- Yâ Resûlallah, babam nerede? Ona hasret kaldım.
Resûlüllah (s.a.v.) ona:
- " Mescide gir " dedi. Mescide girince, babasını ölmüş buldu. Elini başına götürdü.
- Ah perişan halim, ah babacığım, senden sonra bana kim bakacak?
Demeye başladı.
Onun bu haini gören Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
-" Ey Hamsane! İstermisin: Ben, senin baban olayım; Fatımada kardeşin?"
Buna karşılık şöyle dedi:
- Olur Yâ Resûlallah!
Resûlullah (s.a.v.) Sa'lebe'nin cenazesine gitti. Kabrin kenarına geldiği zaman, parmak uçlarına basarak yürüdüğü görüldü.
Döndükleri zaman, Hz. Ömer (r.a.) şöyle sordu:
- Yâ Resûlallah! Kabrin başında parmak uçlarına basarak yürüyordun; nedendir?
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Yâ Ömer! Meleklerin çokluğundan, ayağımın tabanını basacak yer bulamadım ."
FAKİH der ki:
- Yukarıdaki hikâye çeşitli lafızlarla anlatılmıştır.
Söylendiğine göre şu âyet-i kerime o sahabe hakkında nâzil olmuştur.
- " O kimselerki: Bir kötülük işledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarlar; günahlarının bağışlanmasını isterler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir?
Bir de onlar, günaâh üzerinde bile bile ısrar etmezler. Bunlara rablerinden mağfiret vardır; altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedî kalırlar. Böyle yapanların mükâfatı, ne kadar güzeldir. " (Âl-i İmrân sûresi, âyet: 135-136)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tusem_ukba
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 22
Nerden : mardin
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Perş. Ağus. 14, 2008 1:40 pm

çok sağol yeğenim benum :lol: :lol:
güzelmiş bende koycam bendeee :lol: :lol: hiç eksik kalırmıyım :lol:


Yesil Elbise

Yolda karşılastığımızda ezan okunuyordu.
-"Gel seni camiye götureyim" dedim. "Bugün cuma biliyorsun."
-"Sende benim camiye gitmedigimi biliyorsun."dedi.
-"Biliyorum ama sebebini gerçekten merak ediyorum."
-"Ne bileyim,olmuyor işte. Hem pantolonumun ütüsü bozulup,dizleri cıkar diye endişe ediyorum."dedi.
Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-"Herhalde şaka yapıyorsun. Bunun icin cami terk edilir mi?
-"Ciddi söylüyorum. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin."dedi.
Gerçekten de öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri; mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
-"Peki" dedim. "Hayatında hiç camiye gitmedin mi?"
-"Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim. Hem o yaşlarda dizlerimin aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum."
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmisti. Daha sonra tokalaşıp ayrıldık. Onunla konuşmamızdan iki ay sonra; kendisinin camide olduğunu söylediler.Hemen gittim. Bahcedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve yine yeşiller vardı üzerinde . Yavasca yanına yaklaştım ve Kısık bir sesle:
"Hani camiye gelmiyecektin ?" dedim
Hiç sesini çıkartmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tusem_ukba
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 22
Nerden : mardin
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Perş. Ağus. 14, 2008 1:41 pm

ÖNEMLİ OLAN VERMEKTİR

Yıllar önce hastanede calışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yasam şansı; beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Kucuk oglan ayni hastaliktan kurtulmus ve kaninda o hastaligin mikroplarini yok eden bagisiklik olmustu. Doktor durumu bes yasindaki oglana anlatti ve ablasina kan verip veremiyecegini sordu.

Kucuk cocuk bir an duraksadi. Sonra derin bir nefes aldi ve:
-"Eger kurtulacaksa veririm kanimi "dedi.
Kan nakli ilerlerken, ablasinin gozlerinin icine bakiyor ve gulumsuyordu. Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye baslamisti. Ama kucuk cocugun yuzude giderek soluyordu. Gulumsemesi bile yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu:
-"Hemen mi olecegim?"
Kucuk;doktoru yanlis anlamis, ablasina vucudundaki butun kani verip olecegini sanmisti…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tusem_ukba
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 22
Nerden : mardin
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Perş. Ağus. 14, 2008 1:46 pm

HAFIZ TALEBE


Küçük bir çocuk hafızlığını ikmal etmiştir. Sabaha kadar Kur'an-ı Kerim'i hatmediyor, namazını kılıyor, ertesi gün de hocasının karşına çıkıyor; çıkıyor ama biraz da rengi-benzi sararmış olarak çıkıyor. Hocası maddi-manevi mürşit olabilecek durumda bir Üstattır. Talebesinin bu halini diğer talebelerine soruyor. Onlar da:

"Üstadım, bu talebeniz sabaha kadar Kur'an-ı Kerim'i hatmedip duruyor ve tabii sabaha kadar gözüne uyku girmiyor, sabah olunca da kalkıp derse geliyor." diyorlar.

Üstad talebesinin Kur'an-ı Kerim'i böyle okumasını arzu etmediği için onu karşısına alır ve ona:

"Kur'an, indiği gibi okunmalıdır evladım" der, "Bugünden itibaren sen Kur'an'ı, şu ana kadar okuduğun gibi değil, onu okurken beni karşında farz et ve üstadına dersini iade ediyorsun gibi oku" tavsiyesinde bulunur.Çocuk gider, O gece Kur'an-I Kerim'i okur ve sabah üstadının huzuruna geldiğinde:

"Efendim, bu gece ancak Kur'an-ı Kerim'i yarısına kadar okuyabildim" der. Üstad:

"Pekala, sen bu gece de Kur'an-ı Kerim'i, doğrudan doğruya Resulü Ekrem(s.a.s.)'in huzurunda okuyor gibi oku" der.

Talebe, "Ben, kendisine Kur'an nazil olan zatin huzurundayım; doğru okumalıyım" heyecanıyla daha bir dikkatlice tilavet eder...ve o gün üstadına, ancak Kur'an-ı Kerimin dörtte birini okuyabildiğini belirtir. Üstadı da terakkiyi görünce, bir mürşidin, müridinin dersini arttırması gibi:

"Sen simdi de emin melek Cibril'in, Resulü Ekrem(s.a.s.)'e tebliğ ettiği anda dinliyor gibi Kur'an-ı Kerim'i oku" der. Talebe gelir:

"Vallahi üstadım, bugün ancak bir sure okuyabildim" der. Üstadı da:

"Evladım simdi de onu, binlerce hicabın verasında bulunan Mevla-ı Muteal'in huzurunda okuyor gibi oku. Düşün ki, okuduğunu Allah(c.c) dinliyor, senin için indirdiği kelamını seninle mukabele ediyor."

Talebesi ertesi gün ağlayarak üstadının karşısına gelir:

"Üstadım, 'elhamdu lillahi rabbi'l-alemin'de idim, 'maliki yevmi'd-din'e kadar geldim, 'iyyake na'budu' demeye bir türlü dilim varmadı. Çünkü bunun manası, 'SADECE SANA KULLUK YAPARIM', halbuki ben o kadar çok şeye kulluk yapıyorum ve o kadar çok şey karşısında serfuri ediyorum ki (baş eğme, itaat etme), Onu karşımda hazır ve nazır mülahazaya alınca 'iyyake na'budu'yu aşamadım" der.

Bu menkıbeyi nakletmekle, "Böyle düşünmezseniz, Kur'an okumayınız." demek istemiyoruz; istemiyoruz ama, kelimat-i Kur'an bize ne anlatıyor, ruhumuzda ne gibi bir değişiklik hasıl ediyor vb. hususlar üzerinde durmamızın, ona muhatap seçilmemizin gereği olduğunu düşünüyorum. Ruhlarımız da inkılaplar meydana getirmeyen Kur'an'ın, ferdi ve ictimai hayatımızda müessir olacağı düşünülemez. Biz Kuran’la değişebilmeli, onun ufkuna yönelmeli, onu kendi derinlikleriyle duymalıyız ki, o da esrarını gönül gözlerimizin önüne seriversin... (F.GüLEN)



Bizim en büyük sorunumuz, okuduğumuz Kur'an'ın gırtlaktan aşağıya inmemesidir. Kur'an, günümüzde, sevinçlerimizi paylaşmak ve ölülerimizi anmak adına okunan bir kitap haline getirildi. Tüm bunların dışında da yaldızlı kabında, evlerimizin en yüksek ve kapalı yerlerinde, değer vermek adına hapsettiğimiz bir kitap...

"Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır." (Furkan-73)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
tusem_ukba
Moderatör
Moderatör
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 303
Yaş : 22
Nerden : mardin
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Perş. Ağus. 14, 2008 1:59 pm

ADALET VE TEVAZU



Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.
Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:
- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.
Fakat görevli itiraz edecek oldu:
- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.
Halife cevap verdi:
- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.
Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı:
- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler.
Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki:
- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin.
- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem.
- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım.
- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz.
Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi:
- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer'dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer'im.
İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmişti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiğinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuş, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Merve Melek
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 255
Yaş : 23
Nerden : Mardin
Mesleği : öğrenci
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Çarş. Ağus. 27, 2008 9:48 am

Sende sağol canım:=)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
faruq bi tanesin

avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 8
Yaş : 21
Nerden : elazığ
Mesleği : öğrenci
Kayıt tarihi : 16/02/09

MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   Cuma Mart 20, 2009 9:52 am

bunlar coq qusel saoolun :))))
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Dini Hİkayeler   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Dini Hİkayeler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Minik Dualar Grubu :: Dini Konular ve İslam :: Dini Hikayeler & Menkıbeler & Hadisler-
Buraya geçin:  
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Kendi blogunuzu yaratın